HARUN YILMAZ
22 Mart 2018 Perşembe
TARİH BİLİNCİ VE ALGI YÖNETİMİ



 

TARİH BİLİNCİ VE ALGI YÖNETİMİ

 

 

Tarih milletlerin hafızasıdır. Hafızası olmayan bir insan nasıl bir duruma düşerse tarih bilincinden yoksun milletler de aynı duruma düşer. Ancak sağlam bir tarih bilincine sahip milletler geleceğe korkmadan bakabilirler.

Tarih bilincinden yoksun milletler, milli birlik ve beraberliğini de koruyamazlar. Bu bilince sahip olanlar ecdatlarının yaptıklarına sahip çıkar, onları yaşatır ve geleceğe yön verirken zorluk yaşamazlar. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi “Sıçrayıp ufuk değiştirmek bile ancak bir zemine basarak mümkündür. Bu zemin geçmişimizdir; onunla kuracağımız sağlıklı ilişki geleceğimizi belirleyecektir.”

Bazı milletler tarih yapma şerefine nail olmuştur. Türk Milleti tarih yapan milletlerin başında yer alır. Akademik bilgiler ışığında Türk Tarihi’nin başlangıcı henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. 4.000 yıllık bir tarihi geçmişe sahip olduğunu varsayarsak dünya tarihinin her safhasında Türkleri görmek mümkündür. Ünlü bir tarihçi “Dünyayı bir tiyatro sahnesi, tarihi de tiyatro metni kabul edersek, Türkleri başrol oynatmak kaçınılmazdır.” demiştir. Tarihin her safhasında yer almış bir milletin tarihi ne kadar sevdiğini ya da kendi tarihini ne kadar bildiğini hiç şüphesiz herkes merak ediyordur. Yukarı da bahsettiğim gibi tarih milletlerin geleceğinin oluşmasında çok önemli bir araçtır. Bunu somut bir örnekle anlatmak istiyorum:

Bir dönem¸ Türkiye'deki eğitimi görmek amacıyla ziyarete gelen Japon yetkililerinden biri Türk yöneticilere: Biz çocuklarımızı¸ atom bombasının atıldığı Nagazaki ve Hiroşima'ya götürürüz ve “Bakınız¸ eğer çalışmazsanız ülkemiz bu hâle gelir. Yok¸ eğer çalışırsanız mevcut durumumuzdan daha iyi oluruz.” diyerek gençlerimize hem tarih şuuru hem de ideal veririz¸ der. Oradaki Türk idareci ise: Bizim Nagazaki ve Hiroşima’mız yok ki¸ cevabını verince Japon yetkili şaşırır ve şu ibretli sözü söyler: Sizin de Çanakkale’niz var ya! Der. Evet, bizim de Çanakkale’miz var. Ama Çanakkale’den başka birçok büyük zaferimiz de var. Japonların sadece Hiroşima ve Nagazaki’si var. Onlar bu durumu bilinç haline getirmişler ve sonuç olarak Japonya bugün dünyanın gelişmiş sekiz ülkesinden biri konumuna gelmiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere tarih geçmişten geleceğe yön veren köprü konumundadır. İbret alınması gereken olay varsa alınmalı, şanlı bir zafer varsa daha iyisini yapmak için çalışılmalıdır.

Tarih bilincimiz oluşurken ne “aşağılık duygusuna” ne de “şanlı tarih hastalığına” kapılmamalıyız. Maalesef günümüzde genç ve yaşlı her kesimden vatandaşımız kendi tarihine karşı utanılacak bir şekilde bakarken, batının tarihine hayranlıkla bakabilmektedir. Bir kesim insanımız da şanlı tarih hastalığına kapılarak sürekli geçmişle övünme derdindedir.

Batı’nın yapmış olduğu algı operasyonunun sonucu olarak kendinden olamayan kültürler aşağılık olarak lanse edilmiş, yüksek medeniyetin Batı’da olduğu algısı sürekli vurgulanmıştır. Genç nesillerimiz kendi tarihlerini araştırmadıkları ve tarih bilincinden yoksun oldukları için batının bu tuzağına düşmektedirler. Daha yakın tarihe kadar Batı medeniyetinde tuvalet adabı bile yokken, yılda iki kez ve aynı kovanın içindeki suda yıkanırken, pisliklerini pencerelerden dışarı atarken, pisliklerine basmamak için topuklu ayakkabı ve kötü kokularını kapatmak için parfüm ve deodorant icat ederken doğu medeniyeti akan suda, hamam kültüründe temizliklerini yapıyordu. Avrupa’nın karanlık çağ diye tarif ettiği dönemde Doğu medeniyeti ilim, bilim ve kültür bakımından zirve dönemlerini yaşıyordu. Şam, Bağdat, Buhara, Kahire, Kurtuba, Semerkant, İstanbul ilim kültür ve sanat merkezleriydi. İbn-i Sina’lar, Farabi’ler, İbn-i Haldun’lar, El Kindi’ler, El Razi’ler, İbn-i Rüşt’ler, Harezmi’ler, Biruni’ler, Ömer Hayyam’lar, Ali Kuşçu’lar Ulu Bey’ler bu medeniyetin mayası ile yoğrulmuştur. Her biri yapmış olduğu çalışmalarla Batı medeniyetine örnek olmuşlardır. Böyle bir medeniyete sahip olanların bugün barbar olarak lanse edilmesi ne kadar da düşünülmesi gereken bir durum. Burada şu gerçek akıllara geliyor medeniyet doğduğu yerde değil ona sahip çıkanların ve koruyanların elinde yükselir. Batı dünyası kendi kültürlerini yaymak ve kendinden olmayan kültürleri kültürel erozyona uğratmak için birçok malzemeyi kullanmıştır. Bunların başında basın ve yayın organları gelmektedir. Basılı ve görsel iletişim araçlarının evlere girmesi ile ciddi anlamda kültürel değişim başlamıştır. Televizyon dizilerinin tahribatı bugün kendisini ziyadesiyle hissettirmektedir. Televizyon ürünleri sayesinde bizden olmayan kültürü o kadar sahiplenir olduk ki kendi kültürel değerlerimize adeta yabancı kaldık.

Bize sunulan dizilerde konular genellikle aşk, yalan, fakirsen mutlu olamazsın imajı, tek mutluluğun zenginlik olarak lanse edilmesi, nikahsız aynı evde yaşayabilme durumu, değerli olmanın ölçütünün yakışıklılık ve güzellikten ibaret olması gerçeği, güzel olmanın beden vücut ölçüleriyle tanımlanması, ahlakın hiçbir öneminin olmaması, ahlaklı olursan herkes seni kullanır düşüncesi o yüzden hırs ve entrikacı olman gerektiği algısı, lüksün her zaman önemli olması, bunlar gibi daha niceleri… Bu saydıklarımdan hangileri milli değerlerimizle örtüşüyor ya da hangileri bizim kültürümüzün öğeleri, bunları düşünmemiz gerekiyor?

Sinema filmlerinde de durum çok farklı değildir. Özellikle Amerika bu durumu çok iyi kullanmaktadır. Tekelinde bulunan Hollywood’u psikolojik savaş aleti olarak kullanmaktadır. Hollywood filmleri dünyanın her yerinde yüksek gişelerle izlendiği için Amerika Devleti, kültürünü her kesime rahatça ulaştırabilmektedir. Hollywood sayesinde Amerika sevmediği ülkeleri sevimsiz, terörist ülke olarak gösterebilmekte ve dünyanın bakış açısını bu yöne çekebilmektedir. Sinema sektörünü algı operasyon aracı olarak kullanan Amerika’nın bu alandaki en güzel örneği Rambo filmleridir. Amerika 1965 yılında başlayan 1973 yılı başlarına kadar süren Vietnam Savaşı’nda Vietkonglara mağlup olmuş, mecazi ifadeyle Vietnam’da bataklığa saplanmıştır. Amerika bunu gururuna yediremeyip Rambo filmlerini çekmiştir. Filmde Rambo karakteri sanki tüm Vietnamı alt üst etmektedir. İzleyici kitlesi olarak geniş alanlara yayıldığı için Amerika’nın Vietnam Savaşı’nın galibi olarak bilinmesine yol açmıştır.

Başka bir örnek ise;  İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda elinde ıspanak stoğu kalan Amerika, elinde kalan ıspanakları satmak için Temel Reis çizgi filmini çekmiştir. Amerika denizci üniforması giyen Temel Reis, ıspanak yiyerek güçlenmekte ve Kabasakal karakterini sürekli yenmektedir. Kabasakal karakteri ise sakallı olması sebebiyle Müslüman dünyasını tasvir etmektedir. Holywood filmlerinde üç nesne olmazsa olmazlar arasındadır. Beyaz Saray, Amerika bayrağı, kilise. Bu üç nesne insanlara o kadar şirin gösterilmektedir ki Amerika  bayrağı figürlü tşörtler Müslüman ülkelerinde yok satmaktadır.

Bu durum bizim ülkemizde de kendini çok yoğun bir şekilde hissettirmektedir. Öyle ki Türk genci, kendi değerleriyle alay eder duruma gelip, Batı’nın değerlerini hayranlıkla takip edebilmektedir. Bunun örneği olarak ise Tarkan, Battal Gazi, Malkoçoğlu gibi Türk Filmlerini küçük görürken, Battal Gazi’nin kaleden kaleye atlamasını gülünç bulurken, Matrix’in havada uçmasını, ışın kılıcını çıkarmasını, Süperman’ın havada uçmasını, hayranlıkla izleyebilmektedir. Bizim gerçek kahramanlarımız Batı’nın sanal kahramanları karşısında ezik duruma düşmektedir.

Mehter Marşı dinlemek, türkü dinlemek geri kalmışlıkla tasvir edilirken, yabancı şarkı dinlemek, yabancı eserler takip etmek modernite olarak yorumlanmaktadır.

Kendi tarihini öğrenmek için ilk önce onu sevmek gerekir. Elbette herkes kendi ilgi, beceri ve gayreti kadar kendini tarihine ve kültürüne yakın hisseder. Ama insanın bağlı olduğu tarihi ve kültürü onun reddedemeyeceği bir gerçektir.

Dünyayı çok iyi bilmeli, çok iyi takip etmeli, kendimizi her bakımdan donanımlı hale getirmeliyiz; ama bunları yaparken kendi öz değerlerimizden kopmamalıyız. Çağdaş olmak Batılı olmak anlamına gelmemelidir. Aslında millet olarak zamanında bugün çağdaş olarak lanse edilen toplumlardan daha çağdaştık. Bunun örnekleri çoktur.
Bu örnekleri bir sonraki yazımda Türk bilim insanlarının dünya medeniyetine katkılarını geniş bir şekilde anlatacağım.

Hasıl-ı kelam, Türk evladı ecdadını tanıdıkça, kendinde daha iyi şeyler yapmak için güç ve kuvvet bulacaktır. Yeter ki kendini küçük ve aciz olarak görmesin ! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur !

 

 



Bu Yazı Toplam 226 Defa Okunmuştur

Yazdır Yukarı

Yazarın Diğer Yazıları

ÇATAL YÜREKLİ KAHRAMAN: TOPAL OSMAN (AĞA)
MİLLİ MÜCADELE KARMANLARINDAN AVNİ ALPARSLAN
FINDIĞIN BAŞKENTİ, KİRAZIN ANAVATANI: GİRESUN