MİLLİ MÜCADELE KARMANLARINDAN AVNİ ALPARSLAN



MİLLİ MÜCADELE’NİN EŞSİZ KAHRAMANLARINDAN HÜSEYİN AVNİ ALPARSLAN

                                                                                       

Giresun ili Millî Mücadele açısından önemli bir yere sahiptir. Karadeniz insanının tabiatına uygun bir şekilde İzmir'in işgali ile başlayan, Giresunluların vatanperver ve uyarıcı tepkileri milletimize manevî bir güç vermiştir. Giresun'da fiilî örgütlenme meydana gelmiş ve bir Pontus devleti kurmak isteyen Rumlara karşı amansız bir mücadele verilmiştir. Giresun, Milli Mücadele sırasında Topal Osman Ağa ve Askerlik Şubesi Başkanı Hüseyin Avni Alparslan önderliğinde iki tane (42. ve 47.) gönüllü alay çıkarmıştır. Bu iki alay Milli Mücadele’de kanlarının son damlasına kadar savaşmışlar, çoğu bu uğurda şehit olmuştur.

Bu yazımızda sizlere Milli Mücadele’nin eşsiz kahramanlarından olan, kurmuş olduğu 42. Gönüllü Alay ile Milli Mücadele’nin seyrinin değişmesinde önemli yere sahip Giresun/Tirebolulu Hüseyin Avni Alparslan’ı anlatacağız.

Hüseyin Avni Alparslan, Giresun’un Tirebolu ilçesi Cintaşı mahallesinde 1876 yılında doğdu. Babası Hoca Emin Efendi, annesi Yanıkömeroğulları’ndan Kadın hanımdır.

İlköğrenimini Giresun, lise öğrenimini ise Trabzon’da tamamlayıp ardından 1898’de Pangaltı Harbiye Mektebini kazanıp, Şubat 1901’de Teğmen rütbesiyle mezun olmuştur. Mezun olduktan sonra 1901’de 3. Ordu emrine Selanik’e tayini yapılmıştır. Burada Selanikli Başyazıcı ailesinden Rıza Ağa’nın kızı Huriye Hanımla evlenmiştir. 1903’de Üsteğmen olduktan sonra Bulgaristan sınırında, Bulgar eşkıyaların takibinde başarılı hizmetlerde bulunmuştur. 1905 tarihinde Selanik Jandarma Alayı emrine nakledilmiştir. Üsteğmen rütbesiyle görev yapan Hüseyin Avni Bey, Yunan çetelerine karşı savaşmış, 100 kişilik bir Yunan çetesini imha etmiştir. 1907’de Yüzbaşı rütbesine yükselmiş ve Manastır Jandarma Alayı’nın 5. Tabur Bölük Komutanlığı’na atanmıştır. 31 Mart Olayı (1909) vuk’u bulunca isyanı bastırmak üzere İstanbul’a giden Hareket Ordusu’nun öncü kuvvetlerini oluşturmuştur.

18 Ekim 1912’de Balkan Savaşı’na katılmıştır. Çatalca’da 6 ay görev yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından Ağustos 1914’de Erzurum’a gönderilmiştir. 8 Kasım 1914’te Teşkilat-ı Mahsusa’ya geçmiş, Oltu ve Çatak bölgelerinde görev yapmıştır. Bu bölgede Rus kuvvetlerine karşı önemli başarılar kazanmıştır.

7 Haziran 1916’da Kıdemli Yüzbaşı, 14 Eylül 1916 tarihinde Binbaşılığa yükseltilmiştir. 14 Aralık 1916’da ise Kafkas Kıtaları Hücum Tabur Kumandanı olmuştur. 20 Ağustos 1917 tarihinde ise Harşıt Cephesinde 110. Alay Kumandanlığı vekâletinde bulunmuş, Ruslara karşı büyük direniş gerçekleştirmiş, Rusları burada durdurmayı başarmış Harşıt Vadisi’ni geçilmez kılmıştır. 24 Şubat 1918 Pazar günü Trabzon’un düşman işgalinden kurtarılmasını sağlayan kuvvetlerin içinde bulunmuştur.

20 Eylül 1919’da ise Rize Askerlik Şube Başkanlığı’na tayin edilmiştir.  1 Ocak 1920’de Giresun Askerlik Şubesi Başkanlığı’na nakledilmiştir. Bu görevi sırasında Giresun Kaymakamlığı görevini de vekâleten yürütmüştür.

1921’de Giresun Nizamiye Alayı’nı kurmuş ve bu Alay’ın Kumandalığına tayin olmuştur.  Mareşal Fevzi Paşa’nın izniyle gönüllü kuvvetlerden oluşan 42. Alay’ın komutanlığına Binbaşı Hüseyin Avni Bey, 47. Alay’ın komutanlığına ise Topal Osman Ağa getirilmiştir. Şubat 1921’de kuruluşu tamamlanan 42. Alay Samsun 15. Tümen’e bağlanmıştır. 9 Mayıs 1921 tarihinde Sakarya Cephesine gitmek üzere Samsun’a vardığında 42. Alay Rum çetelerinin saldırısına uğramış, 28 Haziran 1921’de Hüseyin Avni Bey kolundan yaralanmasına karşın, Rum çeteciler hezimete uğratılarak dağıtılmıştır.

Samsun’da görevini başarıyla tamamlayan 42. Alay 14 Temmuz 1921 günü Ankara istikametine hareket etmiştir. Savaşın en şiddetli anında Mangal Dağı ve Türbe Tepe’nin kaybedildiğinde 42. Alay savaşa katılmıştır

28 Ağustos 1921 tarihinde cephede yaralanan Hüseyin Avni Bey, 30 Ağustos 1921 Salı günü şehit olmuştur.

Askerlik görevi boyunca göstermiş olduğu başarılarından dolayı birçok ödüle layık görülmüştür. Haksızlık karşısında son derece titiz davranan Hüseyin Avni Bey, birçok disiplin cezasına da çarptırılmıştır.

Yazar ve araştırmacı bir kişiliği de sahip olan Hüseyin Avni Bey, Birçok dergide, gazetede yazılar kaleme almıştır. Hüseyin Avni Bey, dönemin Türkçü aydınları Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu ve Müftüoğlu Ahmed Hikmet ile yakın ilişkileri bulunmuş, Türkçülük ve Türk Dili hakkında yazıları “Türk Yurdu” dergisinde yayınlanmıştır.

Hüseyin Avni Bey, özellikle Türk dilinin Arapça ve Farsça etkilerinden kurtulması için büyük bir çaba içine girmiş, hatta kendi adının Arapça kökenli olmasından dolayı, yazılarında, Türklere Anadolu’nun kapılarını açan Sultan Alparslan’ın ismini mahlas isim olarak kullanmıştır. “Tirebolulu Alparslan” müstear adla yazdığı yazılarda Arapça-Farsça kelimelerinin Türkçe karşılığı için Divan-ı Lügat-it Türk’ten alıntılar yapmıştır. Hüseyin Avni Bey, Türkçe mahalle anlamına gelen “ova”, “oba” kelimelerinin yerine “abad” kullanan kâtiplere büyük tepki göstermiş ve böylece “Eceova” yerine “Eceabad”, “Akçaova” yerine “Akçaabad”, “Boyova” yerine de “Boyabad” isminin kullanılmasını eleştirmiştir.

Halkın bilinçlendirilmesi amacıyla yerel gazeteler, “Yeşil Giresun” ve Erzurum “Albayrak” da yazılar yazmıştır. Türk Milliyetçiliği ve Türk Dili’ne büyük önem veren Hüseyin Avni Alparslan, Türk Kültürü üzerine de önemli araştırmalar yapmıştır. Hüseyin Avni Alparslan’ın, “Trabzon İli Laz mı, Türk mü?” başlıklı 24 sayfalık kitabında, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin etnik kökeni üzerine ciddi bir araştırması vardır. Oğuz Türkmenleri, Çepni Türkleri üzerine yaptığı ciddi araştırmalar yanında bu göçer toplulukların bölgeye taşıdığı folklorik yapıyı da mercek altına almıştır.

 Hüseyin Avni Alparslan kısa sayılacak yaşamına kolay erişilemeyecek başarılar sığdırmıştır. Şehitliği, “Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük şeref” olarak adlandırmıştır.

Yazımızı Hüseyin Avni Alparslan’ın Yunanlılarla göğüs göğse savaştığı sırada askerlerine söylediği şu sözlerle bitirmek istiyorum:

“Beyler! Bu savaş öyle bir savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih, yağma savaşı değil, vatan savaşı. Hiçbir hatayı affetmeye hakkımızın olmadığı bir savaş. Komutanlarımız izin vermedikçe öleceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Askere örnek olacağız. Çocuklarımıza para pul, mal mülk değil, milleti için şehit ya da gazi olmuş namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız.”

 



Bu Yazı Toplam 290 Defa Okunmuştur

Yazdır Yukarı

Yazarın Diğer Yazıları

ÇATAL YÜREKLİ KAHRAMAN: TOPAL OSMAN (AĞA)
TARİH BİLİNCİ VE ALGI YÖNETİMİ
FINDIĞIN BAŞKENTİ, KİRAZIN ANAVATANI: GİRESUN